Güzel bir Ramazan gününde, Müslüman dünyasının kutsal gününde Türk dünyasının derdini kendi derdi sayarak gece gündüz oradaki kardeşlerini düşünen, kalemini kılıç yapıp onların huzuru için söz savaşı yapan, bazen fahri elçi, bazen siyasi hadim olan Türk dünyası coğrafyasında, özellikle, dedelerinin geldiği Azerbaycan’da her kesin adını sevgi ve saygı ile çektiği Yavuz Bülent Bakiler hakkında bu yazıyı kaleme almaya başladım. Heyecan dorukta… O bir aslan, ben bir karınca. Karınca aslanı nasıl tasvir edecek, onun hakkında nasıl cümleler kuracak ki, aslanın şanına layık olsun. Çok zor… Ama karıncanın da özüne göre bir başarısı vardır. O başarı onun emek severliği, çalışkanlığı, yorulmadan bıkmadan zahmetle uğraşmasıdır. Aslan da bunu biliyor ve karıncanın onun hakkında yazmasına itiraz etmiyor. Öncelikle söyleyelim. Uzaktan uzağa şöhretini çok duymuştum. 2000’i yılların başında Gence’nin ve Azerbaycan’ın çok ünlü gölü olan Gökgöl’de idik. Yine Türk Dünyasının tanınmış simalarından olan Prof.Dr.Elçin İsgenderzade ile birlikte Türkiye’den gelen şair ve yazarları Gence kenti ile, oradaki şair ve yazarlarla tanış etmek, dünya Rönesans’ının ilk temel taşlarını atan, bir zamanlar bu güzel toprakta yaşayan Mehseti Gencevi, Nizami Gencevi’nin nefes aldığı ve dahi Nizami’nn ruhunun, cisminin uyuduğu Gence toprağını görmek için buraya gelmiştik. Gezintiye ara verip çay molasında Azerbyacn’ın tanınmış şairi, Yavuz Beyin yakın arkadaşı, aynı zamanda onun gibi Türk Dünyası sevdalısı, Yavuz Beyin hem yerlisi Agdam’lı rahmetlik Şahmar Ekberzade’nın oğlu Ekber Ekberzade de bizimle idi. Kocaman çınarın altındaki şiir, sanat sohbeti yaparken Ekber sohbetine Yavuz Bülent Bakiler’ın Azerbaycan Yüreğimde Bir Şah Damardır şiiriyle başladı. Allah’ım, birden bire sanki sihirli bir dünyaya düştüm. Sevinçten, heyecandan şaşırdım. Şiir mısraları güzel bir kız gibi süzüyordu karşımızda, şiirin sözleri binlerce renkli kelebeğe çevrilerek güzel kızın dansına eşlik ediyordular:
Azerbaycan: Dedem Korkut şafağı…
Mübarek dilimi süt gibi sagar.
Bazen rüzgar olur iliklerimde,
Bazen yağmur gibi üstüme yağar…
…Azerbaycan yüreğimde bir şahdamardır,
Ben Yakup gibiyim uzun yıllardır.
Onda Yusuf’umun kokusu vardır,
Ve hasreti, gönlümde, büyük Türkistan kadardır.
Ayettir kitabımda, bayrağımda rüzgardır,
Azerbaycan yüreğimde bir şahdamardır…
Birden bire nasıl da duygulandım. Gözyaşlarım yaz günlerimde her gece Karabağ’da yağan yağmurlara döndü. Ağladım, için için, yürekten ağladım. O yağmurlar hala benim sevdiklerimin mezarına yağır her gece.. O yağmurlar asıl yağmur değil, doğma topraklardan kan revan içinde kaçan Karabağlıların gözyaşlarıdır, sevdiklerinin mezarına yağır. Benim de bütün sevdiklerimin mezarı orada, ruhları beyaz güvercin gibi Karabağ’ın semalarındadır:
Şimdi Azerbaycan’da mevsim bahardır,
Ama türküleri yine baştan başa efkardır
Düşlerime yağan kardır,
Boynu bükük bir diyardır,
Yardır…
Ağzı köpüren atlar üstüne yeminim vardır,
Azerbaycan yüreğimde bir şahdamardır…
Evet, üstadım ne güzel demişsin: Ağzı köpüren atlar üstüne…”. Karabağ’ın atları dünyada meşhur idi. Avrupa ve dünyanın atlarla ilgi bütün müsabakalara gider, altın madalya ile birincilikle geri dönerdir. Ah, gözümün nuru Karabağ… Üstadım, bu şiirinizle ve Karabağ’a yazdığın diğer şiirlerinizle beni Karabağlı günlerime götürdünüz. Aklım kesenden beri orada büyüdüm. Annem babam Dağlık Karabağ’da Fuzuli kentinde, Ağdam’ın birkaç saatlığında doğdularsa, sonradan oradan Aran Karabağ’a taşındılar, ben de orada doğdum. Yılın altı ayı Dağlık Karabağ’da, altı ayını Aran Karabağ’da yaşadım. Beni çok duygulandırdınız, hem ağladım, hem kurur duydum. Karabağ’ı göklere kaldırdığınız için, Karabağ’ın derdini dünyaya ilettiğiniz ve Karabağ için yanıp kavrulduğunuz için size minnettarım. Allah sizi Türk milletine çok görmesin. Ne mutlu milletime ki, onun vatan için alışıp yanan sizin gibi evladı vardır… Bütün bunlara göre yaratıcılığınıza hayranım, şahsiyetinize perestiş ederim.
Yine anılar… 2003 yılı idi. Tarsus Belediye Başkanı Burhanettin Kocamaz’ın teşebbüsü ile Tarsus’ta Karacaoğlan ve Şelale Şiir Akşamları düzenlemişti. Yavuz Bülent Bakiler ’in de davetli olduğunu duydum. Heyecandan ne yapacağımı bilmedim. Sonda görüştük. Ağır tabiatı, akıllı konuşmaları, düşünceli görünüşü, beyaz sacları bana Dede Korkut’u hatırlattı… Sanki destanlardan çıkmış kutsal Dede, müdrik insan, büyük aksakal idi. Her kes onun etrafında dönüyordu. Sorular veren kim, sohbetini dinlemek isteyen kim, sadece hayranlıkla bakan kim… Ben de hayranlıkla bakanların içinde idim. Konuşmaya bile yürek etmiyordum. Ama o beni yanına çağırdı:-Azerbaycan’dan mı geldin? Sanki nutkum tutulmuştu, konuşamıyordum, zorla:- Beli, Azerbaycan’dan geldim… Yanında yer gösterdi bana. Böylece tanış olduk. Harman şiirler kitabını imzalayarak verdi bana. Bu gün okuduğunuz bu makaleyi yazarken Harman kitabındaki tarihe bakıyorum: 21.09.2003 Bir Tarsus Hatırası..
2004 yılında Nisan ayında Bakıda düzenlenen Küçük Hazar’dan Büyük Hazara Türk Dünyası Şiir Şöleninde buluştuk. O şiir Şöleninde ben sunucu idim. Ne mutlu bana ki, Yavuz Hocamı sahneye ben davet ettim. Bir defa da Tokatta Yeşil Irmak şiir şölenine katıldık, Eskişehir’de buluştuk. 2015 yılında Ekim ayında İstanbul’da Feyzi Halıcı’nın “Üstada Saygı” gecesinde buluştuk. Önce beni tanımadı, sonra hatırladı, hayli sohbet ettik. Feyzi Hocanın toplantısında çok güzel bir konuşma yaptı ve F.Halıcı’nın onun için ne kadar değerli bir insan olduğunu dile getirdi.
Değerli Yavuz Bülent Hocamın bende iki kitabı var, Harman kitabını kendisi imzalayıp bana vermiştir. O biri kitap Azerbaycan Yüreğimde Bir Şahdamardır adlanır, o kitabı ise Eskişehir Türk Ocağı Gençlik Kolları adına Çağlar Tanın hediye etmiştir. Ben Türk Ocağında Hocalı Soykırımını anlatmıştım ve bu kitabı bana hediye etmiştiler. O gün uçmaya kanadım olmadı. En yüksek ödül alan insanlar gibi sevindim. Harman kitabı hakkında makale yazdım, Azerbaycan’da gazete ve dergilerde basıldı, kitabımda da yer aldı.
Azerbaycan Yüreğimde Bir Şahdamardır kitabını okudum, gözyaşlarım bahar leysanı gibi aktı. Yavuz Beyin bu kitapta söz açtığı insanların hepsini yakından tanıyordum, bazıları ile bir Bakı Devlet Üniversitesinde çalışmıştım. Defalarca evlerinde olmuştum. Şimdi onların hiç biri hayatta yoktur, birkaç tanesi hayattadır. Azerbaycan’ın azatlık carcıları Abbas Zamanov, Hudu Memmedov, Şahmar Ekberzade, Nurettin Rzayev vs. Ben Abbas Zamanov ve Bahtiyar Vahabzade ile bir üniversitede, bir fakültede çalışırdık. Sonradan Bahtiyar Beyin daveti üzerine onlara gedip gelmeye başladım. Uzun uzun sohbetlerimiz olurdu. Her sohbette konu dönüp dolaşır Yavuz Bülent Bakilerin üzerine geliyordu.
Yavuz Beyin Azerbaycan Yüreğimde Bir Şahdamardır kitabı beni çok duygulandırdı. Onun dedelerinin Ağdam’da yaşaması, oradan Anadolu’ya göç etmeleri özellikle duygulandırdı. Benim dedelerim de Şuşa ve Fuzuli kentlerinde yaşamışlar. Ağdam Aran Karabağ’la Dağlık Karabağ arasında bir köprü idi. Önce Agdam’a gider, oradan Fuzuli’ye geçer, ya da Hankendi’ne, oradan –da Şuşa’ya giderdik. Yavuz Bey bunlar hakkında kitabında yazmakla bizi anıların kucağına attı. Kucaklaştık anılarla, onlarla birlikte ağladık. Sevgili üstadım Bakiler Azerbaycan’a hem Sovyetler döneminde, hem sonra gedmiş. Her iki dönemi büyük bir ustalıkla kâğıtlara dökmüştür. Sözün doğrusu, onun güzel şair olduğunu biliyordum, ama şairliği kadar güzel nasir olduğunu bilmiyordum. Bayıldım yazarlığına. Helal olsun – dedim. Hukuk bölümünden mezun olasın, böyle güzel şair ve nasir olasın… Şaşırdım kaldım. O, asıl söz hiridarıdır. Sözler onun arkadaşıdır, onun elinde çiçek acırlar, inci gibi güzelleşir, etrafa ışık saçıyorlar. Azerbaycan’ın ve Sovyetler döneminde Rusya’nın elinde esir-yesir olan Türk Cumhuriyetlerinin derdini birer birer açıklıyor, bu derdi kendi derdi bilerek üzülmektedir. Türkü Cumhuriyetlerinin bir birinden uzak kalması, bir birlerine karsı lakayt olmaları şair kalbini üzmektedir.
Sovyetlerden sonra Azerbaycan Türklerinin yaşadıkları zor günler, Karabağ’la ilgili acılar Yavuz Beyin kalbinde derin yaralar açmıştır ve o bu yaraları kaleminin gücüyle dünya iletmeye çalışmıştır. Azerbaycan Türkleri, özellikle, o günleri gören ama küçük oldukları için derk etmeyen bu günkü genç nesil için bu eser önemli kaynaktır. Şair Azerbaycan’ın o günleri gelecek nesillere iletmek için kalemini kalbinin kanına batırarak yazmıştır. İnanın, bana öyle geldi sanki benim kalbimden geçenleri, yaza bilmediklerimi o yazmış ve nasıl derler, yüreğimden haber vermiştir. Yavuz Bey bu kitabında hem nasir, hem tarihçi, hem filozof, hem iktisadiyatcıdır. O günkü Azerbaycan’ın durumunu o kadar derinden, içten anlatır ki.. Eser çok araştırmacının müracaat ettiği kaynak ola bilir. Kitap edebiyatçılar için de önemli kaynaktır. Şair burada Sovyetlerin diktesi yazılan edebiyattan sohbet acır. Bu edebiyat değişen bir havaya benzer. Bir günün içinde gah yağmur, gah güneş, gah bulut, gah rüzgar… Sovyetlerin yazar ve şairleri de böyle… Bu hava gibi değişken… Siyasi bürodan emir geliyor:-Bu konuyu işleyeceksiniz… Eserdeki edebi türün ismini sosyalizm realizmi koymuşlar. Âmâ realizmden haberi yok be edebi tür…Sosyalizmi var, realizmi yok…Stalin’in 30’u yıllarda öldürdüğü binlerce aydın insanın acı talihini dile getirmektedir Yavuz Bülent Bakiler…Bunlardan biri de dünyaca ünlü Azerbaycan yazarı, şairi, tiyatrocu Hüseyin Cavit idi. Onu yazdığı eserlerde kendi Türk Milletine, Türkiye’ye olan sevdasına göre Ruslar Sibirya’da açlıktan susuzluktan içkence ile öldürdüler. Yavuz Bey bunları gözyaşıyla kaleme almıştır. Azerbaycan’ın dünya ünlü petrol milyoncusu Hacı Zeynel Abidin Tagıyev’den, onun ailesinin faciasından sohbet açmaktadır. Belki Türkiye’de çokları onu tanımıyor. Ama Yavuz Bey sadece onun değil, onun ölümünden sonra ailesinin ne kadar zorluk çektiğini dile getirmiştir. Serveti yere göğe sığmayan Hacı Zeynal Abidin’in karısı, kızı sokaklarda aç yalvaç dolaştı, onurlarını kırıp kimseden ekmek istemediler. Hâlbuki Bakı’da, Azerbaycan’ın çeşitli bölgelerinde Hacının petrol kuyuları, fabrikaları, gemileri, evleri, yazlıkları, hastanesi, Dokumacı fabrikaları vardı. Yavuz Bey Hacının kızı Sara Hanımdan konuşmaktadır. Sara Hanım Üniversiteye bana geliyordu, babasının iyi insan olduğunu her kese kanıtlamak için dosya hazırlıyordu, ben ona yardım ediyordum. Sonrada Hacının Orta Asya’ya sürgün edilmiş torunu Safiye Hanım Bakı’ya geldi, özgürlüğünü kazanmış Azerbaycan Halkının üst düzeyde çalışanları Safiya Hanıma dedesinin mirasından azcık ta olsa miras verdiler. Şimdi o da hayatta yoktur. Mezarı nurla dolsun.
Kalbi Azerbaycan’la, Türk Dünyası ile çırpınan, her zaman kalemi, sözü ile halkının azatlık, özgürlük, barış sulh mücadelesine yardım eden büyük üstat, Türk Dünyasının tanınmış şairi çok değerli insan Yavuz Bülent Bakilere sağlıklı, uzun ömür dilerim, her zaman sevdikleriyle en güzel günler, anlar onun olsun, yeni eserleriyle sevgili okurlarını sevindirsin, onların manevi dünyasını zenginleştirsin. Unutmasın ki, her zaman onun eserlerine, müdrik sözlerine ihtiyacımız vardır. Daime yüzünde gülüş, evinde güneş, yolun yeşil ışık, dilinde Allahü Ekber kelimesi olsun. Her zaman Sizinle onur duyuyoruz. Ne iyi ki, varsınız, ne iyi ki, Türk Milletinin şairisiniz. Sizinle bir dünyada olmaktan büyük kurur duyuyoruz.. Ölümden konuşmayın, bizleri üzüyorsunuz. Karabağ’ı özgür görmeden bu dünyadan ayrılmak yok… Birlikte önce Ağdam’a, oradan Hankendi’ne, oradan Şuşa’ya, Cıdır Düzü’ne gideceğiz. Cıdır Düzü’nde Hari Bülbül çöiçegi toplayacağız, İsa Bulağından su içeceğiz, oradan Daşaltıya yol alacağız. Kirs dağı’nın eteklerinde tabak boyda laleler var, onlardan toplayıp Karabağ şehitlerin mezarı üzerine koyacağız. 1960-1970 yıllarında Cıdır Düzünde Vagif Şiir Şöleni geçirilirdi, Karabağ azat olunca orada yeniden şiir şölenleri düzenlenecek, şölenin açılışını siz yapacaksınız büyük üstat. Ve Karabağ Hasreti şiirini okuyacaksınız:
Şimdi uzaklarda kalan bir şehir vardır,
Camileri yıkılmış, minareleri yarım…
Bu şehrin çilesini ben çekerim yıllardır
Hasretini ben duyarım.
…Öz yurduma yıllar yılı hasret duyarak,
Mecnun gibi, Ferhat gibi bir gönül verdim.
Bir gelen olsaydı Karabağ’ımdan,
Gider ayaklarına gözlerimi sürerdim.
Bir gün biterse her şey Karabağ’ı görmeden,
İstemem bandolar, büyük çelenkler,
Allah’ım ruhuma bir az huzur ver,
Üstüme okunmuş birkaç avuç mübarek
Karabağ toprağından serpilse yeter…
Prof.Dr.TAMİLLA ABBASHANLI-ALİYEVA,Muş Alparslan Üniversitesi
İletişim Fakültesi Dekanı,
Türk dili ve edebiyyatı
bölüm başkanı
(kafedra müdiri),
"TURAN" İnformasiya Mərkəzinin
və "turan.info.az" saytının
Baş məsləhətçisi və
ELM şöbəsinin müdiri
zim.az
.
Muəllif huquqları qorunur. Məlumatdan istifadə etdikdə istinad mutləqdir.














